Küresel Isınma

Mayıs 29, 2017

Ersin Çırak

Arte Çevre Mühendisi

KÜRESEL ISINMA NEDİR?

 

Dünyadaki tüm oksijene sahip olun, CO2 seviyesi yüzde 1’in üzerine çıktı mı uyku bastırmaya başlar. Yüzde 2’de sarhoş gibi olursunuz. Yüzde 5’te, bilincinizi kaybetmeniz an meselesidir. Yüzde 8 sizi eninde sonunda öldürecektir. Hayatta kalmak oksijenle alakalı değildir, CO2’den kurtulmakla alakalıdır.”

- Andy Weir (Marslı isimli romanından)

 

Gezegenimiz; gözlenebilir evren içersinde -ki bu, tahayyül etmenizin imkansız olduğu bir alan demek- organik yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. Dünya’da karbon temelli yaşam formlarının varlığını sürdürmesini sağlayan ana etmenlerden biri hiç kuşkusuz gezegenimizi sarıp sarmalayan atmosfer tabakası. Bu tabaka, gerek gezegenimiz üzerindeki atmosfer basıncı gerekse de içeriğindeki solunabilir gaz oranları ile yaşam için mükemmel koşullar barındırmakta. Ancak, bunlar dışında bir özelliği daha içerisinde barındırıyor ki o olmadan ne atmosfer basıncının ne de solunabilir gaz oranlarının pek bir önemi kalıyor. Bu özellik “sera etkisi”dir.

 

Sera etkisi, güneşten gelen ısı radyasyonunun gezegen yüzeyinden uzaya geri yansımasını kısıtlar. Bu etki atmosferdeki karbondioksit, su buharı ve metan moleküllerinin simetrik yapısından kaynaklanır. Denebilir ki, dünya güneşten gelen ısı radyasyonundan daha fazla miktarda yüzeyinden yansıyan radyasyonun bahsettiğimiz sera etkisi nedeni ile atmosferde tutulması yolu ile ısınır. Böylece, Dünya’da gece ve gündüz sıcaklık farkları azalır ve anlamlı bir ortalama sıcaklık değerinden bahsedilebilir.

 

Bu etkinin yaşamsal önemini gezegenimizin Güneş Sistemi’ndeki iki yörüngesel komşusu Mars ve Venüs ile kıyaslayarak pekiştirelim. Dünyamızın yörüngesi Mars ve Venüs yörüngelerinin ortasında yer alır. Venüs, Dünyadan sonraki Güneş’e en yakın gezegendir ve atmosferinin yaklaşık %95’ini karbondiksit oluşturur. Dolayısıyla Venüs atmesferinde de bir sera etkisinden bahsetmek yanlış olmaz. Ancak, Venüs atmosferinin barındırdığı karbondioksit oranı Dünya’nınkinden (ki bizim atmosferimizde bu oran %0.034’tür) akıl almaz derecede yüksektir. Güneşten gelen ısı radyasyonunun gezegen yüzeyinden uzaya yansıma şansı yok gibidir. Bunun da sonucu 464 °C’lik ortalama gezegen sıcaklığıdır. Diğer komşumuz Marsta ise atmosfer basıncı Dünya ile kıyaslanınca çok çok düşüktür. Dolayısıyla sera etkisi barındıracak bir atmosferden bahsedilemez. Bunun da sonucu gece ve gündüz sıcaklık farkının büyüklüğüdür. Öyle ki Mars’ta gece dilimi ortalama sıcaklığı -143 °C iken gündüz dilimi sıcaklığı 35 °C’dir.

 

Buradan çıkarılacak sonuç, sera gazı etkisinin varlığı yetmez, önemi olan bu etkinin var olan koşullarının devamlılığıdır. Dolayısıyla, küresel ısınma olgusundan bahsetmenin zamanı geldi.

 

Son 150 yıldır Dünya atmosferinin ortalama sıcaklığı artma eğiliminde. Yaklaşık on sene öncesine kadar bu eğilimin insan kaynaklı olup olmadığı tartışması küresel ısınma konusunda insanları iki ayrı kutba bölüyordu. Ancak, günümüzde, bu sıcaklık artışının insan kaynaklı olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır diyebiliriz. Yani türümüz, atmosferimizdeki sera gazı ibresinin Venüs gezegenindeki koşullara (464 °C ) doğru kaymasından sorumlu.

 

Bunu nasıl yapıyoruz?

 

Yaklaşık 3,5 milyar yıldır karbon temelli bir yaşam sistemine ev sahibliği yapan bir gezegenin atmosferindeki %0,034 oranındaki karbondioksit konsantrasyonu kulağa çok düşükmüş gibi gelebilir. Çünkü bir canlı öldükten sonra barındırdığı karbon yerinde durmuyor. Ayrıştırıcı mikroorganizmalar tarafından metan formunda atmosfere salınıyor. Eğer, yaşam tarihi boyunca var olan canlılar bahsettiğimiz ayrıştırma sürecinden geçseydi ne ben şu an bu satırları yazıyor olurdum ne de siz bu veya herhangi bir metni okuyor olurdunuz. Peki ne oldu da atmosferdeki karbon seviyesi (3,5 milyar yıllık yaşanmışlığa rağmen) %0,034 seviyesinde kaldı? Şu an yaşayabilmemizin nedeni bahsettiğimiz karbon kütlesinin ayrıştırılıp atmosfere salınmaması, toprak altında fosil formunda olmasıdır.

 

Dolayısıyla, yukarıda sorduğumuz sorunun cevabı türümüzün çeşitli ihtiyaçları için yeraltında hapsolmuş fosil formundaki karbonu enerji için yakıp atmosfere salmamızdan başka bir şey değildir. Bu tür metinlerde uzun uzadıya bahsedilen sanayi devrimi ile başlayıp bugüne devam eden üretim sürecinden bu yazıda bahsetmeyeceğiz. Ancak, umuyoruz ki küresel ısınma sorunun temelini ifade edebilmişizdir.

 

Nedeni insanı hayrete düşürecek kadar basit olan bu sürecin tehlikeleri konusunda neredeyse günümüze kadar fikir birliğine varılamaması üzücüdür. Daha da üzücü olan bu konu ile alakalı uluslararası düzeyde gerçekleştirilen toplantılar sonucu oluşturulan anlaşmaların soruna çare olmaktan çok uzak olmasıdır.

 

Bu antlaşmalar ve ülkelere bağladıkları yükümlülükler bir sonraki yazımızın konusudur.

 

Ersin Çırak - 2017 Mayıs