Organize Sanayi Bölgelerinde Çevre Yönetimi

Ara. 1, 2014

arte

Organize Sanayi Bölgeleri (OSB), sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre için, doğru yönetim imkanları sunan yapılardır. OSB'ler, sanayi tesisinin altyapı ve üstyapı ihtiyaçlarının, planlı ve etkili şekilde karşılanma imkanının olduğu belli bir ihtisas alanına veya karma sanayiye ayrılmış bölgelerdir.

Ülkemizde 12/04/2000 tarih ve 4562 numaralı kanun ile hayatımıza girmiş ve sanayinin uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dahilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla; sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dahilinde gerekli idari, sosyal ve teknik altyapı alanları ile küçük imalat ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık alanları, teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dahilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve bu kanununa göre işletilen mal ve hizmet üretim bölgeleri ni ifade etmiştir.

2010 verilerine göre ülke genelinde kurulu OSB'lerde TÜİK'in yapmış olduğu istatistiklere göre 226 milyon m3 temiz su kullanılmıştır. Bu suyun %43,8’i kuyudan, %18,7’si akarsudan, %19’u kaynaklardan, %10,8’i şehir şebekesinden, %7,7’si ise diğer kaynaklardan çekilmiştir. Kullanılan suyun 190 milyon m3'ü atık su olmuş, bu atık suyun %70'i akarsulara %9'u kanalizasyon sistemlerine ve %15'i diğer alıcı ortamlara verilmiştir. Anket kapsamındaki OSB’ler tarafından 2010 yılında toplam 161 milyon m3 atıksu arıtılmıştır. Arıtılan atıksuyun %58,5’ine gelişmiş(ileri), %40,1’ine biyolojik, %1,4’üne ise fiziksel ya da kimyasal arıtma uygulanmıştır. Ayrıca OSB şebekeleri ile toplanan 7,8 milyon m3 atıksu arıtılmak üzere kooperatiflere ait atıksu arıtma tesislerine gönderilmiştir.

Anket sonuçlarına göre 2010 yılında OSB’ler tarafından ya da OSB adına 313 bin ton atık toplanmıştır. Toplanan atığın %28,2’si düzenli depolama sahalarında, %8,2’si yakma tesislerinde, %31,2’si çöplüklerde, %11,8’i ise diğer yöntemlerle bertaraf edilmiştir. Toplanan atığın %20,6’sı ise OSB sahasında geçici depolanmıştır denilmektedir.

Farklı imalat gruplarına yönelik sanayi bölgeleri kurulmasına rağmen kimya sektörüne yönelik imalatların gerçekleştirilmesi için planlanan OSB'de metalurji işlemleri yapan firmanın kurulmasına olanak verildiği pratik uygulamalar göze çarpmaktadır. Bu karışıklığın hemen hemen tüm OSB'lerde yaşandığı, ücreti karşılığında isteyenin istediği bölgede faaliyet gösterebildiği bir yapı ortaya çıkmıştır.

Başlangıçta atıkların çeveye en az zarar vermesini hedefleyen, kontrol edilebilir bir yapı oluşturulmaya çalışılıriken birden bire hangi sektörün hangi bögede olduğu takip edilemeyen bir yapı oluşmuş durumda

Bunda OSB yöneticilerinin OSB lerde arazisi bulunan tüzel yada gerçek kişilerin kişisel çıkarlarının payının boyutlarının saklanacak bir tarafı kalmamıştır.

Bu, kamuya ait arazilerin hiç bir çevresel risk analizine tabi tutulmadan OSB haline getirilmesi eğilimini arttırmakta ve yukarıda bahsedilen problemlere neden olmakta, atık yönetiminin zorlaştırılmasına ve çevresel verilerin takip edilebilirliği sürecinin karmaşıklaşmasına neden olmaktadır. Bu sanayileşme politikaları, çevre ile ilgili yürürlükte bulunan mevzuatın amaçlarına ters düşmekte ve sürdürülebilir çevre hedefinden uzaklaşılmasına neden olmaktadır.

Uğur Ertan – ARTE ÇEVRE Mühendisi